Eski bir şarkı (21 Ocak’ta yazıldı 4 Temmuz’da düzenlenip yayımlandı)

Yine nasıl başlayacağımı bilemedim… 🙂

Sanırım ilk olarak selam vermeliyim. Selamünaleyküm!

Ve evet çok uzun zaman oldu. Fakat hesap vermek zorunda olmadığımı düşünüyorum! Takdir edersiniz ki başımdan bir sürü şey geçti… Ve ben yine bir tanesini anlatmak üzere buradayım. 🙃 Uzun zaman sonra WordPress’e giriş yaptım ve eski yazılarımı okudum. Burayı gerçekten özlemişim. Güzel bir ritim yakalamıştım en son burada ama ne yazık ki okul zamanı çok yoğun oluyorum. Günlüğümün dahi aylardır kapağını açmadım. Balıkesir Üniversitesi bünyesinde üçüncü sınıfın ilk dönemini kapatmış bulunuyorum. Çok şükür yine güzel bir dönem oldu. Aynı zamanda da yoğun… Buraları hızla sarıp sizleri finallerin sonuna getirmek istiyorum. Bildiğiniz üzere Balıkesir’de birinci sınıftan beri İHH’da gönüllüyüm. Ve yine bildiginiz gibi geçen sene İHH’nın yurt çapında bir konvoyu olmuştu. Reyhanlı’ya gidilecek ve orada bir basın açıklaması verilecekti. Bizler de hemen atılmıştık ki ailelerimiz:”Hop! Durun bakalım bir orada.” demişlerdi. Haliyle gidememiş ve üzülmüştük. Bu sene de yine Reyhanlı’ya yolculuk düzenlendi. 5 kişilik bir kontenjan vardı. Büyük bir organizasyon değildi ama bizler için çok önemliydi. Yeni açılan yaşam merkezini görecektik. Ve olayları gidip ilk ağızdan öğrenebilme şansını elde edecektik. Çünkü Reyhanlı’daki Suriye Koordine Merkezi’ne gidiyorduk. Yine haberi alınca telefonlara sarılıp güç bela izinleri kopardık. Hemen adımızı yazdırdık. Sınavlarımız gittikten bir gün sonra yola çıkacağımız haberini aldık! Ki ben dahil olmak üzere herkes şaşkın… Çünkü oldukça uzun bir yol ve ben uzun yolları hiç sevmem. Aman yahu dedik Allah yardım eder. Ve cuma günü geldi çattı. Akşam üzeri buluşma yerine gittik. İstikamet Reyhanlı! Hatay’ın 15 saatten fazla sürdüğünü duymuştuk. Olsun dedik seyahat eden sıhhat bulur. Cuma günü 18.30’da buluşma yerine gelip otobüsümüze yerleştik. 17 kişilik bir gruptuk. İHH’nın Suriye Koordine merkezine bir yolculuk yapmak üzere yola çıktık. 3 kişi Balıkesir İHH’dan, geriye kalan arkadaşlar da başka 2 STK’ların karışımdan oluşuyordu. Bir çırpıda kaynaştık güzel bir iş yapacaktık. Biz yolculuğa çıkmadan saatler önce öğle namazı sonrası yardım tırlarını uğurlamıştık. Biz de onların peşinden gidiyorduk. Az gittik uz gittik derken cumartesi sabahı 11 civarı vardık çok şükür. Yol uzundu ama biz kuş gibi gittik. Çok rahattık elhamdulillah. Orada hemen bir öğle yemeği sonrası sunum yapıldı. Koordine merkezinin idarecisi Şahin Abi geldi. Fırından, Yaşam Merkezinden, sınır kamplarından ve tabi ki yardımların yetersiz oluşundan bahsetti… Namazlarımızı kılıp eşyalarımızı konteynerlara yerleştirdik ve başladık Reyhanlı sokaklarını arşınlamaya… İlk durağımız en başta yetimhane olarak planlanan sonradan yatılı okula çevrilen Yaşam Merkezi idi. Tabii hafta sonu olduğu içindir çocuklar yoktu, hocalar da yoktu. Fakat Yaşam Merkezi ne müthişti ama… Kız bloklarını göz, erkek bloklarını kulak şeklinde tasarlamışlardı. (Yukarıdan bakılınca anlaşılıyordu) Yetimlerinize göz kulak oluyoruz anlamında… 🙂 Gerçekten gördük ve şahidiz ellerinden gelenin en iyisi yapmışlardı. Biz, merkezin bir eksiğini görmedik. Camisinden konferans salonuna kadar her türlü hizmet vardı. Evler küçük villalar şeklinde tasarlanmıştı. Her evin içinde bir de bakıcı anne bulunuyormuş. Merdivenlerden düşmemeleri için gerilmiş ağlara kadar düşünülmüş güzel bir iş olmuştu. Aşağı bir fotoğraf bırakıyorum.

Buradan sonraki durağımız bir terzihaneydi. Orada dikim yapan kadınlar şehit eşleriymiş. Bu sayede kendi ayakları üzerinde durup para kazanıyorlarmış üstelik dikilen kıyafetleri de ihtiyaç sahipleri fişleriyle gelip alabiliyorlarmış… Orada bize mırra ikram ettiler. 🙂 Herkes çok güleçti. Çocuklar Türkçe bildikleri için genelde onlarla konuşuyorduk. Tabi Esma Hoca’mız da Arapça biliyordu elinden geldiğince tercüme ediyordu…

Daha sonra uğradığımız yer bir sığınma evine benziyordu. Bir sürü ay yüzlü çocuk vardı. Çok sevimlilerdi. O çocuklar da okula gittikleri için biraz Türkçe biliyorlardı. Bize ufak bir gösteri yaptılar. 🙂 Bir sürü ilahi söylediler, hatta “Ay Doğdu”nun Türkçesini de jest yaparak terennüm ettiler… Hepsini teker teker öptükten sonra oradan da ayrıldık.

En son durağımız yaralı evleriydi… Buraya İHH direkt olarak yardım etmiyormuş fakat elleri de üzerindeymiş. Buraya gelene kadar gördüklerimden neredeyse hoşnuttum… Açık konuşmak gerekirse buraya gelene kadar televizyonda gördüğümüz o çadır kentleri göreceğimizi sanıyordum. Tabi ki öyle olmadı. Fakat yaralı evinde öyle şeyler gördüm ki çadır kentlerine gitmiş kadar oldum… 4-5 katlı bir bina düşünün. Her katta 3 daire var ve her dairede 5 tane irili ufaklı oda var. Yani bir odada 1 yaralı var ve yanında da yakını… 1 göz oda o ailenin evi yani. Üst katta kadınlar kalıyor alt katta da erkekler… Salon gibi bir odayı da çocuk odası yapmışlardı. Ben zaten direkt oraya girdim. Çocuklar Türkçe biliyorlar diyordum. Bir sürü çocuk vardı ama yanılmıştım bu çocuklar okula gitmiyormuş sanırım çünkü dilimizi bilmiyorlardı. Yine de köşede oyun hamuruyla oynayan 3 çocuğun yanına kırk yıllık ahbapmışçasına oturdum. Hiçbir şey olmamış gibi:”Hadi bununla pizza yapalım!” dedim. Çocuk işte! Hiç garipsemediler hemen adapte oldular gülüp oynadık. Bana Arapça bir şeyler söylediler ama hiç anlamıyordum. Fakat bir görseniz nasıl güzel bakıyorlardı… İlahiyatçı bir arkadaşım yanıma geldi. Bu küçük kız ne diyor dedim. “Seni sevdim.” demiş meğerse… Nasıl güzel gözleri var maşallah ya çıldırıyorum hatırladıkça! O an istediğim tek şey azıcık Arapça bilmekti… Biz güzel güzel oynarken içeri bizim kızlar gelip:”Hadi gelin çıkıyoruz.” dediler. İnsanların odalarını gezip geçmiş olsun demeliymişiz. Aslında bu işlem başlarda sorunsuz işliyordu. Bize rehberlik eden kadın Arapça anlatıyordu, hocamız da çeviriyordu. ilk darbeyi şu şekilde aldık ki, genç bir kadın yataktaydı. Başını önüne eğmişti. Anlattıklarına göre söz konusu genç kadın birkaç aylık evliymiş ve Suriye’de atılan bir bomba sonucu gözlerini kaybetmiş… Bomba denince elleriyle başını tuttu ve hafifçe inledi… Eşi de alt katta yatıyormuş. Kadına annesi bakıyordu. Biz gözyaşlarımıza engel olamadık tabii… Ve tam da sonraki odada rastladık Fatma’ya…

Pırıl pırıl bir genç kız daha on beşindeydi Fatma. Binlerce kere maşallah güzelliğini tarif edemiyorum. O güzelim gözleriyle ve kocaman gülümsemesiyle karşımızda duruyordu. Daha doğrusu yatağında doğrulmuş bir vaziyette oturuyordu. Nesi var anlamadık tabi başta… Ve rehberimiz bu küçüğün geçen Ramazan ayında bir bombanın isabet etmesi sonucunda belden aşağısının tutmadığını söyleyince önce bir inanamadım. Kulağımda bir uğultu, karşımda bunlara meydan okuyan bir gülümseme… TV’de duyduğun gibi bir şey değil bu.. Fatma karşımda öyle güzel öyle masum ki! Kimsenin o kızı o küçücük odaya hapsetmeye hakkı yok. O kız şu an yabancı bir ülkede bir göz odada bulunan yatağına mahkum… Dışarıda güneş parlıyor, etraf capcanlı. Her bir zerreden hayat fışkırıyor. Fakat Fatma o yatağa mahkum ve biz onu orada yüzündeki o muhteşem gülümsemeyle arkamıza bakmadan bırakıp gideceğiz. Kimse bunları hak etmiyor ya! İnsanlık suçu bu… Hangi vicdan buna sessiz kalabilir, aklım almıyor. Ne yaşadınız da bu hale geldiniz siz? Katilsiniz, canisiniz ve cehennemde sonsuza kadar yanmanızı istiyorum. Dizlerim tutmadı benim o kızın karşısında ya! Peki ya yan odadaki çocuk? Daha Fatma’nın travmasını atlatamadan, gözümdeki yaşlar kurumadan, takriben Emir yaşlarında bir erkek çocuğunun karşısında bulduk kendimizi… Kapıdan içeri girdim ve girmemle çıkmam bir oldu. Çünkü benim o çocuğa ya da annesine söyleyebileceğim tek kelimem yoktu. Çocuğu 5 saniye gördüm ve kendimi dışarı atıp zapt edebilmeye çalıştım… Böyle zamanlarda insanın kendine hakim olabilmesi çok güç… Çocuğun elinde bir oyuncak kamyon bizi görünce önce bir gülümsedi sonra annesinin eteğine sarıldı. Çocuğun yüzü erimişti. O ÇOCUĞUN, O KÜÇÜCÜK ÇOCUĞUN YÜZÜ ERİMİŞTİ… Masumdu, mahzundu… Sonrasını bilmiyorum. Nefes alamadım. Koridorda ağlıyordum. Birkaç kız daha kendini tutamayıp çıkmıştı sanırım. Heyhat! Olaya bak… Ben ağlamamı durdurup dışarı çıkmak için bekliyordum ama Fatma hâlâ o yatakta yürüyemiyordu. Camdan bakıp o güzel gözleriyle hayata gülümseyemiyordu. O Suriyeli küçük çocuk diğer çocukların oyun oynadığı odaya gidemiyordu. Annesiyle o küçük odada kalmaya mahkumdu. Sadece şunu biliyorum ki çok utanıyordum. Hiçbir şey yapamıyordum. Ben yine güzel güzel evine gidecektim, okula gidecektim.

O gece İHH’nın koordine merkezindeki 3 kişilik konteyner evlere dağıldık. Klimamız elektrikli sobamız vardı ama yine de zordu. Resmen sokaktasın! Rüzgar gelip kapına çarpıyor. Sabah erkenden yola çıktık. Hayatımda hiçbir uzun yolu böyle kuş gibi geçirmemiştim… Sular gibi gittik sular gibi geldik elhamdulillah. Ve bu ziyaretin ekmeğini çok sonraları da yemeğe devam ettim. Bir kere diyanete bağlı bir kuran kursunun sorumlusu bir hoca hanımla tanışmıştık. Üniversiteli öğrenciler için haftanın bir günü ders veriyor ve sonrasında sohbet ediyorlarmış bizi de davet ettiler. Elhamdulillah bir dönem boyunca yolumuza ışık tuttular. Diğer STK ise İlim Yayma cemiyetiydi. Nasıl tatlı insanlar olduklarını burada yazmama gerek yok. İnsanlar yolculukta tanıyorlar birbirlerini zaten… Bizler de tanıdık birbirimizden razı olduk. Gelecek dönem bir sorun çıkmazsa o güzel insanların yurdunda devam edeceğim Balıkesir hayatıma… Allah utandırmasın ne diyeyim… Böyleyken böyle işte. Seyahat ettik sıhhat bulduk, tebdil-i mekanda ferahlık vardı.

Selamünaleyküm 👋🏼👋🏼

Reklamlar

I am back!

Selamlar…

Gerçekten de döndüm mü, buzluğa koyduğum kalbimi çıkarmaya yeltendim mi, bunu gerçekten istiyor muyum bilmiyorum. Her zaman olduğu gibi bir ağlasam rahatlayacağım fakat her şeyi derinlere o kadar bastırdım ki bunu bile başaramıyorum.

Yazmak bana yasaktı. Şiirler bana yasaktı. Kendimi öyle çok kırmıştım ki parçalarımı toplamam zaman aldı. İç sesim yok olmuştu. Belki de bir yerlerde sinmiş sakinleşmemi bekliyordu. Hoş ben hâlâ da kendimi affedebilmiş değildim. Yalnızca görmezden geliyordum. Yapabileceğim en iyi şey kaçmaktı ve ben de onu yaptım. Kaçtım. En başta da kendimden…

Neyse! Bunları bir kenara bırakıyorum. Dönmeye çalışıyorum yalnızca… Bu yazıyı şimdilik buraya bırakıyorum. Belki de devamı gelmeyecek ama en azından deneyeceğime söz veriyorum. Merhaba dostlarım, merhaba! 🌞

İbrahim / Asaf Halet Çelebi

ibrahim

içimdeki putları devir

elindeki baltayla

kırılan putların yerine

yenilerini koyan kim

•••

güneş buzdan evimi yıktı

koca buzlar düştü

putların boyunları kırıldı

ibrahim

güneşi evime sokan kim

•••

asma bahçelerinde dolaşan güzelleri

buhtunnasır put yaptı

ben ki zamansız bahçeleri kucakladım

güzeller bende kaldı

ibrahim

gönlümü put sanıp kıran kim

Etme / Mevlana Celaleddin Rumi

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme

Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

•••

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı

Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

•••

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru

Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

•••

Ey ay, felek harab olmuş alt üst olmuş senin için

Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

•••

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi

Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

•••

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan

Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

•••

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan

Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

•••

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer

Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

•••

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi

Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

•••

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize

O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

•••

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle

Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

•••

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı

Ey hırsızlığa da değen, hırsızlık ediyorsun etme

•••

İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil

aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme


Bu şiiri gerçekten çok ama çok seviyorum 🎀 Sanırım şiir paylaşmayı artık bırakmalıyım, usandırmış gibi hissediyorum 🙃 

Bir şeyler yazabilecek yürek yok şu an ve… Öyle işte

kuşatma 2 \ Mehmet Narlı

Seni içine alan bütün sözlükler yakılıyor

yüzü dağlanıyor sana benzeyen herkesin

topla bakışlarını evimize gidelim

•••

Şahların şöleninde yaylım ateş taksimi

karşılaştığımız bütün köprüler yıkılıyor

topla selamlarını evimize gidelim

•••

aşksız bir öyküyü yazıyor zaman

yazısız kitaplara sığınıyor kalbimiz

topla kalemlerini evimize gidelim

•••

beden barbar iktisat zorba

topla sokaklarını evimize gidelim.

Sevgili Hocamız Prof. Dr. Mehmet Narlı’nın “Ömürlük Yara”sı…


:Eskişehir




Eskidendi Çok Eskiden / Murathan Mungan

Hani erken inerdi karanlık, 

Hani yağmur yağardı inceden, 

Hani okuldan, işten dönerken, 

Işıklar yanardı evlerde, 

Eskidendi, çok eskiden. 

•••

Hani ay herkese gülümserken, 

Mevsimler kimseyi dinlemezken… 

Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken, 

Eskidendi, çok eskiden. 

•••

Hani hepimiz arkadaşken, 

Hani oyunlar tükenmemişken, 

Henüz kimse bize ihanet etmemiş, 

Biz kimseyi aldatmamışken, 

Eskidendi, çok eskiden. 

•••

Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken, 

Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden, 

Daha biz kimseye küsmemiş, 

Daha kimse ölmemişken, 

Eskidendi, çok eskiden. 

•••

Şimdi ay usul, yıldızlar eski 

Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden 

Geçen geçti, 

Geçen geçti, 

Geceyi söndür kalbim 

Geceler de gençlik gibi eskidendi 

Şimdi uykusuzluk vakti. 

: Eskişehir

Karanlık Duvarlar/Erdem Bayazıt 

I. 

Önünü alamıyorum bu kör gidişlerin yollarda 

Herkes bir yere gidiyor önünü alamıyorum 

Çaresiz direniyorum bu dönüm noktalarında kimse  

                                                             elini uzatmıyor 

Bir gürültülü yaşamağa gidiyor dünya boşalan

                                                                 bir deniz gibi

Bu sesler ormanında kaybolan bir çağ bu.


Nereye gitsem hep apartmanlar çıkıyor önüme 

Alıp başımı duvarlara çarpıyor bu yollar

Gidip gelmelerim bu dar sokaklarda 

İnsanların koşup dolduğu bu dar yapılarda

Bir kısır döngüye girmek için bütün çabalar 

Biz bunun için mi geldik?
•••

IV.

Şu dar odanın katı yalnızlığında

Ve her şeyin çıplaklığında 

Durup bir pencereyi deniyorum 

                Gizliliğin dışına çıkıyorum 

                Araçların 

                İnsanların 

               Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve

               her şeyin

İçimde yalnız ve yapraksız 

Bir kavak ağacı büyüyor -çıplak ve göğe doğru-

Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun

Bir ağlama duvarı bu

Yatak ve yorganın kuru yalnızlığında

Ve aklın dar yalnızlığında 

Şehrin ve her şeyin

Ve kalabalığın yorgunluğunda 

Saçların ve parmakların 

Ve gözlerin ve gecenin bu bulanık çağında 

Ve aynaların sığ görünümünde 

Bunalıyorum.

•••

V.

Susmanın kalesine sığınıyorum 

Önümde karanlıktan duvarlar

Sırtımda insan yüklü bir gök var.