Etme / Mevlana Celaleddin Rumi

Duydum ki bizi bırakmaya azmediyorsun etme

Başka bir yar başka bir dosta meylediyorsun etme

•••

Sen yadeller dünyasında ne arıyorsun yabancı

Hangi hasta gönüllüyü kasdediyorsun etme

•••

Çalma bizi bizden bizi gitme o ellere doğru

Çalınmış başkalarına nazar ediyorsun etme

•••

Ey ay, felek harab olmuş alt üst olmuş senin için

Bizi öyle harab öyle alt üst ediyorsun etme

•••

Ey makamı var ve yokun üzerinde olan kişi

Sen varlık sahasını öyle terk ediyorsun etme

•••

Sen yüz çevirecek olsan ay kapkara olur gamdan

Ayın da evini yıkmayı kastediyorsun etme

•••

Bizim dudağımız kurur sen kuruyacak olsan

Gözlerimizi öyle yaş dolu ediyorsun etme

•••

Aşıklarla başa çıkacak gücün yoksa eğer

Aşka öyleyse ne diye hayret ediyorsun etme

•••

Ey cennetin cehennemin elinde olduğu kişi

Bize cenneti öyle cehennem ediyorsun etme

•••

Şekerliğinin içinde zehir zarar vermez bize

O zehiri o şekerle sen bir ediyorsun etme

•••

Bizi sevindiriyorsun huzurumuz kaçar öyle

Huzurumu bozuyorsun sen mavediyorsun etme

•••

Harama bulaşan gözüm güzelliğinin hırsızı

Ey hırsızlığa da değen, hırsızlık ediyorsun etme

•••

İsyan et ey arkadaşım, söz söyleyecek an değil

aşkın baygınlığıyla ne meşk ediyorsun etme


Bu şiiri gerçekten çok ama çok seviyorum 🎀 Sanırım şiir paylaşmayı artık bırakmalıyım, usandırmış gibi hissediyorum 🙃 

Bir şeyler yazabilecek yürek yok şu an ve… Öyle işte

Reklamlar

kuşatma 2 \ Mehmet Narlı

Seni içine alan bütün sözlükler yakılıyor

yüzü dağlanıyor sana benzeyen herkesin

topla bakışlarını evimize gidelim

•••

Şahların şöleninde yaylım ateş taksimi

karşılaştığımız bütün köprüler yıkılıyor

topla selamlarını evimize gidelim

•••

aşksız bir öyküyü yazıyor zaman

yazısız kitaplara sığınıyor kalbimiz

topla kalemlerini evimize gidelim

•••

beden barbar iktisat zorba

topla sokaklarını evimize gidelim.

Sevgili Hocamız Prof. Dr. Mehmet Narlı’nın “Ömürlük Yara”sı…


:Eskişehir




Eskidendi Çok Eskiden / Murathan Mungan

Hani erken inerdi karanlık, 

Hani yağmur yağardı inceden, 

Hani okuldan, işten dönerken, 

Işıklar yanardı evlerde, 

Eskidendi, çok eskiden. 

•••

Hani ay herkese gülümserken, 

Mevsimler kimseyi dinlemezken… 

Hani çocuklar gibi zaman nedir bilmezken, 

Eskidendi, çok eskiden. 

•••

Hani hepimiz arkadaşken, 

Hani oyunlar tükenmemişken, 

Henüz kimse bize ihanet etmemiş, 

Biz kimseyi aldatmamışken, 

Eskidendi, çok eskiden. 

•••

Hani şarkılar bizi bu kadar incitmezken, 

Hani körkütük sarhoşken gençliğimizden, 

Daha biz kimseye küsmemiş, 

Daha kimse ölmemişken, 

Eskidendi, çok eskiden. 

•••

Şimdi ay usul, yıldızlar eski 

Hatıralar gökyüzü gibi gitmiyor üstümüzden 

Geçen geçti, 

Geçen geçti, 

Geceyi söndür kalbim 

Geceler de gençlik gibi eskidendi 

Şimdi uykusuzluk vakti. 

: Eskişehir

Karanlık Duvarlar/Erdem Bayazıt 

I. 

Önünü alamıyorum bu kör gidişlerin yollarda 

Herkes bir yere gidiyor önünü alamıyorum 

Çaresiz direniyorum bu dönüm noktalarında kimse  

                                                             elini uzatmıyor 

Bir gürültülü yaşamağa gidiyor dünya boşalan

                                                                 bir deniz gibi

Bu sesler ormanında kaybolan bir çağ bu.


Nereye gitsem hep apartmanlar çıkıyor önüme 

Alıp başımı duvarlara çarpıyor bu yollar

Gidip gelmelerim bu dar sokaklarda 

İnsanların koşup dolduğu bu dar yapılarda

Bir kısır döngüye girmek için bütün çabalar 

Biz bunun için mi geldik?
•••

IV.

Şu dar odanın katı yalnızlığında

Ve her şeyin çıplaklığında 

Durup bir pencereyi deniyorum 

                Gizliliğin dışına çıkıyorum 

                Araçların 

                İnsanların 

               Şehrin ve meydanların ve kalabalığın ve

               her şeyin

İçimde yalnız ve yapraksız 

Bir kavak ağacı büyüyor -çıplak ve göğe doğru-

Ama küskün ama yalnız ama yapraksız ve uzun

Bir ağlama duvarı bu

Yatak ve yorganın kuru yalnızlığında

Ve aklın dar yalnızlığında 

Şehrin ve her şeyin

Ve kalabalığın yorgunluğunda 

Saçların ve parmakların 

Ve gözlerin ve gecenin bu bulanık çağında 

Ve aynaların sığ görünümünde 

Bunalıyorum.

•••

V.

Susmanın kalesine sığınıyorum 

Önümde karanlıktan duvarlar

Sırtımda insan yüklü bir gök var.

Üzgün Kediler Gazeli/Haydar Ergülen

gözlerin yağmurdan yeni ayrılmış

gibi çocuk, gibi büyük, gibi sımsıcak

•••

sen bir şehir olmalısın ya da nar

belki granada, belki eylül, belki kırmızı

•••

gövden ruhunun yaz gecesi mi ne

çok idil, çok deniz, çok rüzgâr

•••

çocukluğun tutmuş da yine âşık olmuşsun

sanki bana, sanki ah, sanki olur a

•••

aşk bile dolduramaz bazı âşıkların yerini

diye övgü, diye sana, diye haziran

•••

heves uykudaysa ruh çıplak gezer

gazel bundan, keder bundan, sır bundan

•••

gözlerin şehirden yeni ayrılmış

gibi dolu, gibi ürkek, gibi konuşkan

•••

hadi git şehirler yık kalbimize bu aşktan 

:Balıkesir 

kendim için mersiye/E.N.B.

                                                    “ayna yapımı sırlıdır.”
kırdığım kalemimi onarmaya çalıştım sevgili bugün 

dizlerim üstünde kapandığım toprakta 

altına gömdüğüm şiirlerimi aradım.

bin kez sırtımı döndüm,

suya attım, 

uzağa fırlattım. 

ve bin kere tükürdüğümü yaladım.

koşup parçalarımı aradım. 

kendimle sınandım, sınadım.

•••

dolaştığım yeşil kırlarda,

bir gün bir baykuşa rastlamıştım.

yarası vardı. onulmazdı. 

derdine dert oldum… 

iyileşmek için, 

iyileştirmem için

gözlerimin tam içine bakarken, ben

elimdeki ince dalla onun göğsünü yokladım.

yoklamakla kalmadım, kanattım.

düşüşünü izledim, 

merakla yaklaşıp ölüsünü tuttum 

sıktım. bıraktım. kana bulandım.

üstünden geçtim. sarıldım, fırlattım.

sonra döndüm, toprağa sakladım. 

bastım geçtim. 

koştum geldim. 

yerinden ettim, dürttüm. acıttım

ne kadar zulmedilebilirse!

nereye kadar kalpsizsem.

ne kadar bülbülse o kadar gülsem. 

o kadar güldüm. 

HIZIRLA KIRK SAAT

(Beşinci Sağnak: akış sağnağı.

Geceleyin âbıhayat için millet yolculuğu.)

9.

BENGİSU KOROSU

Biz bir Hızır’ız ama belki bin Hızır gibi 

Biliriz yeryüzünde bengisu illerini

Namazda yürüyoruz ışıldayan meşalelerle

Oruçta aydınlığız İsa’yla Meryem’le

Kulağımızda hep Zebur düğünleri 

Düşümüzde İncil şölenleri 

Ufkumuzda Tevrat ülkeleri 

Sina dağından yapraklar 

Ve Kur’an ordusunu 

Başkentlere götüren bir kumandan gibi 

Ey soy arap atının üstünde 

Dimdik duran bir başkan gibi

Bengisu alayının önünde 

•••

Bir göçmen kuş öncüsüdür bengisu

Baharda gelir dünyaya

Kışın göçer aya

Kış yaranın sargı bezi 

Yazın ovada dağda sesi

•••

Yusuf gömleğinin yıkandığı kaynak ondandır 

Mısır’ın kapıları onunla açılır 

Dâvud’un demirini eriten o

Karıncanın karnından konuşandır 

Hüthüt onun üstünden yedi kere uçandır

•••

Evrim günlük sularla 

Devrim irinle kanla

Bizse dirilişi gözlüyoruz 

Bengisu bengisu kayna ve çağla 

Sezai Karakoç